FIRINDA KÖFTE PATATES

Ramazanın ilk haftası gelen misafirlerime yapmıştım fırında köfte patates.Misafir ardarda bastırınca tarifler de böyle birikiyor…İftara yaklaştığımız şu saatlerde yutkuna yutkuna blog gezdikten sonra yazıyım tarifimi

  • MALZEMELER:
  • Köfte için:
  • Bir kg kıyma,
  • Bir iri rendelenmiş soğan,
  • İki su bardağı galeta unu ( yada ufalanmış bayat ekmek içi),
  • Bir yumurta,
  • tuz,kekik,kırmızı biber, karabiber,
  • 6-8 patates,
  • Sosu için:
  • İki kaşık salça
  • Sotelemek için sıvıyağ.
  • Üzeri için domates ve maydanoz,
  • YAPILIŞI:
  • Köftelik tüm malzemeyi derin bir kaba alalım yoğuralım buzdolabında yarım saatliğine dinlenmeye bırakalım.Patatesleri soyup halka halka dilimleyelim.Az sıvıyağda köfteleri tavada önlü arkalı renkleri değişene dek çevirelim bir kaba alalım.
  • Patatesleri sıvıyağla salça karışımı ile tavada soteleyelim.Fırın kabının altına patatesleri dizip üzerine köfteleri yerleştirelim.Yarısına gelicek kadar salçalı su ekleyelim.Bu salçalı suyu kaynatırsak daha lezzet verir.
  • Halka doğranmış domates ve maydanozla süsleyelim.Fırında 200 derecede üzeri folyolu yaklaşık yarım saat pişirip servis yapalım.
  • Afiyet olsun …..sevgiler

BUHARA PİLAVI (ÖZBEK PİLAVI)


Biz buhara pilavı diyoruz bu mukaddes yemeğe.Sanırım bazı yerlerde özbek pilavı dendiği de oluyor.Yanlış değil sonuçta Buhara, Özbekistanın bir şehri.Atayurdumuz orta Asyaya dayanan bir lezzet.Annemde yapardı buhara pilavı ama ben bu şekliyle ilk olarak eltimin annesi Gönül Teyze’de yemiştim.Ogün yediğimle bugün yaptığım tarif olarak aynı ama lezzet konusunda Gönül teyzeye ulaştığımı sanmıyorum.Tekrar tarif için teşekkürler Gönül Teyze.Medine ‘ye de sonsuz sevgi selamlar…
  • MALZEMELER:( 5 kişilik)
  • Bir kilo haşlama kemikli kuzu eti,
  • Üç su bardağı pilavlık pirinç,
  • Üç adet julyen doğranmış havuç,
  • 4 adet kuru soğan,
  • İki kaşık salça,
  • İki kaşık tereyağ,
  • Tuz,kırmızı biber,karabiber,
  • Bir su bardağı tuzsuz badem(kavrulmamış çiğ olarak alalım)
  • YAPILIŞI:
  • İlk olarak kuzu etlerini düdüklüye alalım,dörde bölünmüş soğanları iki kaşık salçayı ve baharatları ekleyelim üzerine çıkacak kadar su koyup pişmeye bırakalım.
  • Pilav tenceremize julyen doğradığımız(kibrit çöpü şeklinde yani aslında julyenden biraz daha kalınca) havuçları alıp tereyağında bir güzel kavuralım.
  • Yaklaşık yarım saat kaynar suda bekletip yıkayıp süzdüğümüz pirinçleri havuca ekleyip kısık ateşte sabırlıca kavuralım.
  • Bu arada pişen etleri süzelim suyunu bir kaba alalım.Etleri fırında üzeri folyolu 10 dk.fırınlayalım.
  • Pirinçlerimiz iyice kavrulduktan sonra etlerimizin salçalı baharatlı iştah açan suyuyla pilavı demleyelim.Suyunu çekince kısık ateşte pişmeye bırakalım.
  • Gelelim bademlere;eğer kabuğu soyulmuş badem aldıysanız işiniz kolay ben kabuklu alıyorum biraz daha uygun oluyor da :)) .Kabuğunu soymak için 5 dk. kadar kaynatıp soyuyoruz.Ortasından boyuna ikiye kesip iki kaşık svııyağda kavuruyoruz.Ya aslında bu işi en başından yapsak hazır olsa iyi olur son anda pek bi el oyalar yetişmez …
  • Pilavımız pişince itina ile bir borcama ya da servis yapacağımız herhangi bir tabağa alalım.Üzerine fırınladığımız etleri yine itina ile dizelim.Kavurduğumuz bademleri servis esnasında pilavın üzerine gezdirelim.Veeee mutlu son sforamızın ortasına gururla konduralım.
  • Sıcak sıcak yiyelim,
  • Şef yanında bol köpüklü ayran öneriyor:)))))))

KURU PATLICAN DOLMASI( ANTEP YÖRESİ)


Ramazana tam gaz devam,Tabii misafire de…Pazar günü annem ve kardeşlerim geldiler.babacım yurtdışında olduğu için katılamadı ama yine de güzel geçti.Bizim delikanlılar tatilin son anlarını doya doya tembellik yaparak geçirmişler son duraklarıda bendim.O günü detayları safiye de.Ben bu akşam ki menümü yazayım :

  • Ayran çorbası,
  • Zeytinyağlı fasulye,
  • Kuru patlıcan dolması,
  • Sodalı börek,
  • Karnıbahar salatası,
  • Mevsim salatası,
  • Ve geniş bir zamanda tarifini vereceğim Buhara Pilavı,
  • Kaymaklı revani.
  • Her nevi iftariyelikler.

Bugun kuru patlıcan tarfii vereyim size.benim patlıcanlarım öyle yerli değil yani memleketten filan gelmedi ama yinede lezzetliydi.

  • MALZEMELER:
  • Bir dal patlıcan (yaklaşık 45-50 adet)
  • Yarım kg kıyma,
  • İki yemeklik doğranmış kuru soğan,
  • Bir küçük kase pirinç,
  • Yarım dal maydanoz,
  • üç-beş diş rende sarımsak,
  • Bir kaşık domates salçası,
  • Bir kaşık biber salçası,
  • Bir yemek kaşığı nar ekşisi,
  • Tuz,karabiber,kırmızı biber,nane v.s. baharatlar.
  • YAPILIŞI:
  • Patlıcanları yaklaşık yarım saat kaynatıyoruz,(yumuşamazsa daha uzun kaynatabiliriz benimkilere yarım saat yetti.)
  • Tüm iç malzemeyi karıştırıp iyice özleşene kadar yoğuralım.Patlıcanlarımız soğuduktan sonra yarılarına kadar içten koyup ağızlarını birleştirip yan yatık bir şekilde tencereye dizelim.Önceden tencereye tereyağı ve salça ile sos yapalım.Orta hararette ki ateşte kaynamasını bekleyelim.Kaynayınca altını kısıp 25-30 dk pişirelim.

Bu benim kuru patlıcan lezzetim.Sizlerin değişik tarifleri vardır muhakkak.Herkese afiyet olsun sevgiler.

TAVUK ÇORBASI

  • TAVUK ÇORBASI:
  • MALZEMELER:
  • Bir didilmiş tavuk göğsü,
  • iki litre tavuk suyu(yarı yarıya yapıcaksanız birebir normal su koyabilirsniz)
  • Bir kase yoğurt,
  • Bir kaç diş sarımsak,
  • Bir yumurta,
  • iki kaşık un,
  • ÜZERİ İÇİN:
  • İki kaşık zeytinyağı,
  • Nane,
  • Kırmızı biber
  • YAPILIŞI:
  • Tavuğu tuzsuz haşlayıp tavuk suyunu bir tencereye alalım.Yoğurt,yumurta,sarımsak,un ile blenderden geçirerek bir terbiye yapıp yavaş yavaş kaynayan tavuk suyuna karıştıra karıştıra ekleyelim.(kesilmemesine dikkat edelim.)Bir taşım kaynadıktan sonra,didilmiş tavuk etlerimizi ekleyelim.Pişince zeytinyağını tavaya alıp nane ve kırmızı biberi yakıp çorbamıza servisten hemen önce ekleyelim aifyetle yiyelim.



  • TAVUK ÇORBASI

  • KARNABAHAR SALATASI

KAYISILI ELMALI KOMPOSTO,

  • MANTARLI BÖREK

KADAYIF DOLMASI(ERZURUM YÖRESİ)

Bir Erzurum’lu için ramazanın olmazsa olmasıdır kadayıf dolması.Her akşam mutad olarak kızartılır yemekten sonra afiyetle yenir.Eski hanımlar (çok da eski değil benim annem halam teyzem v.s.) nasıl yetiştirirmiş onca işi bilmem.Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi,elektrikli süpürge nin filan olmadığı dönemde her iş yerini alır birde aralıksız dost sofraları kurulurmuş.( Bırakın büyük beyaz eşyayı ben mutfaktaki doğrayıcım olmadan yaşayamam :))) Benim çocukluğuma dair hatırladığım bir kaç kare var da ;Ne kadar kalabalık olursa olsun tüm aile bir araya gelip neşe içinde iftar edilir ardından teravih sonrası çay sohbetleri gece boyunca uzar giderdi….
Erzurumda günlerin en kısa olduğu mevsimde 4 e çeyrek kala iftar ettiğimizi düşünürseniz teravih de 5 de olur sonrasında bütün akşam tatlı sohbetlere,çay davetlerine vakit kalırdı.Mahalle arkadaşlarımla iftardan sonra yeni yağan karla saatlerce kartopu oynamamız,annelerimiz bi evde toplanınca bizde boş bir evde toplanıp çocukça partiler yapmamız,eeen zevklisi de gizlice bakkala gidip ne bulursak alıp hesaba yazdırmamız…hepsi ama hepsi çok zevki çok özel çok güzel anılardı…
Benim de her ramazan misafir ağırladığımda çocukluğuma ait lezzetler varsa damağımda anılarım bir bir geçer gözümün önünden,çocukluğumu düşünürken ne zaman büyüdüğümü hesaplamaya çalışırım.Kızımın çocukluğa dair zamanları uzun sürsün o hızlı büyümesin isterim.
Pazartesi gelen misafirlerime tatlı olarak yaptığım bu kadayıf dolmasını annemler geldiğinde getirdikleri taze kadayıfla sarmışlardı.Deepfreze de hazır bir şekilde rızık olacakları misafirleri bekliyorlardı.Tarife gelince :
  • Bir kilo taze kadayıf,
  • Yarım kg ceviziçi,
  • Kızartmak için ; sıvıyağ, yumurta
  • Şerbeti için ;Bir ölçü şeker,Bir buçuk ölçü su( ölçünüz ne olursa olsun.)

Kadayıftan az parçalar alıp elinizin içi kadar bie yüzeye yayın.Çok kalında olmasın çok incede olmasın.az çekilmiş ceviziçinden koyup çok sıkı yada çok gevşek olmamak şartıyla sarın.
Derin bir kaba yumurtları kırın ( 8-10 dolma için iki yumurta) iyice çırpın.Yumutayı çok çırparsanız daha çok kadayıfı kızartabilirsiniz.Yumurtaya buladığınız kadayfları kızgın yağda az kızartın.Kıpkırmızı olmasın.Öncede hazırlayıp soğuttuğumuz şerbeti sıcak kadayıfların üzerine alıştıra alıştıra gezdirin ve şerbeti çekince afiyetle yiyin.Ezandan sonra tabiii:))))))
Afiyet olsun sevgiler……
Kadayıf dolması Safiye’de de var .O da gerçek bir Erzurumlunun elinden çıkmış nefis duruyor…Bakın derim

İLK İFTAR, İLK MİSAFİR

  • Eylül ayının ilki ,mübarek Ramazan-ı şerifin ilki sonbaharın ilki,okulların ilk günü ,evimizin ilk iftar misafirleri ve bu yılın ilk iftar sofrası…
  • Herkese hayırlı,sağlıklı huzur dolu,bereketli ramanlar diliyorum.Geldi gelicek derken bugün başlayan göz açıp kapayıncaya kadar ki zaman diliminde bitecek olan ( her sene öyle oluyor da bana ) mübarek günlere bu huzurlu saatlere eriştiren Rabbim sağlıkla hepimizi günahlardan arınmış olarak bayrama ve kurbana eriştirsin.
  • Bu görmüş olduğunuz resim bu akşamki mini (7 kişilik) misafir gurubumuza hazırlanmış iftar sofrası.Yemeklerin hiçbiri sofrada değil :):) ben menümü sayayım.Misafir ağırlayacaklara alternatif olsun.Dün akşam teravih namazından sonra kesinleştiği için misafirimin geliceği bu kadar çıktı meydana.Önceden haberim olsaydı daha bi özenle yapardım ama yinede eşim müteşekkir duygularını ifade etmekten geri durmadı.Gelenler onun misafirleriydi.
  • Mercimek çorbası,
  • Zeytinyağlı fasulye,
  • Patates püresi
  • Közlenmiş Kırmızı biber salatası ,
  • Mevsim salata,
  • Pirinç pilavı,
  • Fırında mantarlı tavuk,
  • Patatesli Gül böreği,
  • Erzurumun meşhur kadayıf dolması,(resmi ve tarifi yarın çoook yorgunum ve uykum var:))
  • İftar sofralarının vazgeçilmezi kahvaltı tabağı( iftariyelikler)
  • İlk iftarımız böyle geçti,herkese hayırlı ramazanlar diliyorum

Selam ve dua ile sevgiler…..

HOŞGELDİN RAMAZAN

  • Muhammed’in yetimlerine vasiyetimdir!
  • Bir dağın tepesinde… küçük ve dar bir mağarada… karanlıkta…. taş üstünde… ve tek başına… yalnız… yapayalnız… kimsesiz…
    Düşünmekten zonklayan bir zekâ… rikkat ve ızdırap titreyişleriyle seyrelmiş bir kalp… iyice zayıflamış… narin bir beden… neredeyse aç ve susuz… yemekten içmekten kesilmiş… hâlsiz… mecalsiz… ve yorgun… dalmış… bilinmezlik suretine bürünmüş bir belirsizlikler deryası içinde…
    Tamat değil, şatahat değil, hakikat… boğulmak üzere… kaybolmak üzere…
    Ah!..
    Ah efendimiz!
    Ah!…

  • Tecellînden ümid kestim, hani cilvelerin ey hakikat!
    Ne de nazlısın.
    Hâlâ müphemsin çünkü… hâlâ meçhul… görünmen, bilinmen, soyunman imkânsız gibi… öyle bir muammâsın ki hâllin müşkil gibi…
    Hani rahmetin? Hani hayalin? Hayalin bile mi muhal?
    Ah hakikat!
    Bir kez düşde olsan…. peçenle olsan… bari olsan… yeter ki gelsen… düşde gelsen… düş yoluyla gelsen… bir kez gelsen… ne yanımda, ne yanıbaşımda, razıyım, gelsen de ötelerde dursan!
    Kudretim olsa uruc eder katına çıkardım. Güçsüzüm oysa. Hâlsizim. Rahm etsen de sen gelsen… insen buraya… tutsan elimden, alsan… alsan beni benden… bedenden… beni bana bırakmasan… kızmasan… sadece sevsen… yetim kalmış kalbimi ısıtsan… okşasan… adaletin zahirde kalsın, asıl sen beni bâtında, bâtınında rahmetinle sarsan…
    Ah!..
    Ah efendimiz!
    Ah!…

  • VE derken Cibril-i Emîn geldi. Kadir gecesi. Yârin mektubuyla. ‘Oku!’ dedi haşmet ile.
    Tam üç kez Kevser pınarını akıttı bir garibin avuçlarından. Bir kimsesizin. Bir yetimin. Efendimizin. Kana kana içsin diye. Şefkat ve rahmet nedir bilsin diye. Cemâlin görsün diye.
    Hakikat bâdesi kadehsizdi bu yüzden. Sureti perdesiz. Çehresi peçesiz.
    Gördü ve gözü gördüğünü yalanlamadı.

  • Ey talib, her yıl Ramazan kime gelir bilir misin?
    Yârin mektubunu bekleyenlere… yetimlere… kimsesizlere… mağaradakilere… ‘ah’ demeyi bilenlere…
    Hüzünle gelir… okuyalım diye gelir… ‘ah’ demeyi öğrenelim diye gelir… onun kokusunu duyalım diye gelir… ‘ah’ diye diye gelir…
    Tıkınmayı bırak, önce bir ‘ah’ de!
    Al eline ‘Lâ” süpürgesini, süpür hayatından ikilikleri, ve önce adam gibi bir ‘Lâ’ (Hayır) çek şu dünyanın üstüne!
    Efendimiz gibi.

  • Ramazan ayı tıkınma ayı değildir; karnavallar ayı ise hiç değil.
    Kim için? Yetimler için. Mağaradakiler için. ‘Ah’ demeyi bilenler için.
    Ey talib, o pahalı, o şatafatlı, mükellef sofralarda verilen iftarlardan uzak dur, çünkü hem orucun oruç olmaktan çıkar, hem kendini Muhammed’in kokusunu duymaktan mahrum etmiş olursun.
    Akşam tıkınmak için sabahtan kendini aç bırakan zavallılar gibi de olma! Çünkü iftar ve sahurlarda şatafat içinde tıkınanların orucu fasiddir.
    Zahirde değil, bâtında. Orucun ahkâmınca değil, esrarınca.
    Anlamıyor musun onlara helâl, ama bize haram. Bize, yani ‘ah’ diyenlere… Muhammed’in yetimlerine…
    Vasiyetiimdir.

  • Dücane Cündioğlu

BEBEK SEPETİ SÜSLEME

Bu süslü bebek sepetini Havva ile arkadaşımız Serap’ın kızı Şevval İpek için süsledik.Gerçi Şevval’in nerdeyse kırkı çıktı ama yeni yazabiliyorum.Resimler biraz karanlık çıktı ama akşam üstü bittiği için ortamı ayarlayamadım.Umarım anlaşılır.Hiç öyle pahalı firmalara yüz liralarca para ödemeye gerek yok.Eğer biraz çarşı pazar gezme imkanınız varsa ve zevk sahibi iseniz ( değilsenizde model bakabilirsiniz bebek dergi kataloglarından :)) ) çok daha ucuz maliyetle daha şık şeyler çıkıyor ortaya.

Klasik hazır satılan bi bambu bebek sepeti düşünün.Yaklaşık 7-8 metre organze krem rengi çift en tül,20 m.ye yakın fisto,krem rengi dikiş ipi ve hazır organze güller,bi kaç metre krem rengi saten kurdela.Elimizdeki tüm malzeme buydu.Yatğın içi hendinden krem fistoyla kaplıydı biz onu daha süslü hale nasıl getiririz diye epey uğraştıktan sonra ortaya bu sepet çıktı.İlgilenenler olursa diye yayınlamak istedim.Mefruşatta iyiyimdir yani.Yanımda da Havva olunca çarçabuk süsleyip teslim ettik sahibine.Mışıl mışıl uyu içinde ,güle güle büyü Şevval Bebek.


Sepetin ayak ucu,Saten kurdeleden yapılmış fiyonklarla eşit aralıklı dekor yapıldı.

Sepetin bebeğin başına denk gelen tente kısmı.Organze kumaşla kaplanıp metal tutuvculara fisto dikildi.

Başındaki tenteyi tutan vidaları çirkin göstermemek adına saklama işlemi…

Yanlarından sarkan organzeyi tuhafiyelerde hazır satılan aynı renk organze güllerle eşit aralıklı tutturup ambiyans sağlandı…

ESMA’NIN PASTASI…

DİKKAT! YENMEZ… ATTENTİON! PLEASE DON’T EAT

Yaaaa nelerle uğraşıyorum ve bloguma iki haftadır neden yazı koyamıyorum anlatabildimmi…Okulların açılması için gün sayan kuzumla vakit geçiriyorum.Bazen birbirimizi anlıyoruz bazen anlamıyoruz.Bazen o bağırıyo ben susuyorum.Bazen ben bağırıyorum o ağlıyo.Sonra gönlünü alıyorum.Tekrar arkadaş oluyoruz.Bazen beni terkedip babannesine kaçıyo keyfi yerinde geri geliyor.Bazen kahvaltı edip çıktığı parktan taaa akşamüstü üstü başı kum pis içinde eve dönüyo.Hani reklamlarda varya bayan bütün gün evi tertemiz etmek için uğraşır.her taraf parlıyodur.En son zil çalar üstü başı çamur içinde bir kaç çocuk gelir.Hah işte biz o sahneyi sürekli yaşıyoruz.Banyo da kaybettiği zamana üzülen kızım anne nolur sadece ayaklarımı yıkayıp çıkayım diye tutturuyor ben kazanıyorum tabi.Sacını durulmaktan hala nefret ediyor.bu kouda tecrübesi olan varsa bana yardımcı olursa sevinirim.çocuk 6 yaşında hala saçını durularken ağlıyor…

Bu pastada etkinlik saatlerimizden bi tanesinde yapılmış hamur pasta.Şeker hamuru değil Oyun hamuruuuu.Tamemen Esma’nın dizaynı.Onun karar vermesiyle ortaya çıkmış bi pasta üstteki benim yaptığım.Alttaki tamamenn onun işçiliği ve hayal dünyasıyla alakalı bişey.

Bu arada eşim makinesini ‘işyerinde tek makine yetmiyor lazım’ diye alınca elimden ben makinesiz kalakaldım ortalıkta.emanet filan diye homurdanıp dururdum ama emanette iş görüyomuş.Biraz tarifsizim bu ara.ya da resimsiz tarifli..

Yazın sıcak etkisini fazlasıyla gösterdiği şu günlerde sıkıntılardan kurtulmak için birebir;ocuğunuzla vakit geçirin.Biraz sabır ve cevap verme yeteneğiniz varsa bu işten mutlu çıkacaksınız.Esma kadar çok soru soran bi çocuğunuz varsa-aramızdaki diyalog sadece soru cevaptan ibaret abartmıyorum-pratik cevap verme kısa yoldan durum bilgisi verme yeteneğiniz gelişir.Deniz otobüsüyle ananesine geçtiğimiz gün bana bütün deniz taşıtlarını isimlerini ve şekillerni sordu.Ama en çok sandalla ilgilendi.Anlattım anlattım soru kalmadı.Düşündü düşündü ve muzip bir gülümsemeyle ”anne sandalın adı niye sandal?” diye bi soru geldi.Kıs kıs gülmesinden anladımki bunu beni kızdırmak için bilerek isteyerek yapıyor…:)))

Herkese serin günler diliyorum…

SUCUKLU MENEMEN …:):)

  • Süheyla abla eşinin yaptığı menemeni yayınlayınca ben bi iddia eşliğinde ben abiyle yarışırım bu konuda demiştim.İşte hodri meydan.Her kim merdane gelsin meydane,Daha güzel menemen yaparım diyenler;Çıksın meydane….
  • Ya hakkaten bu yemeğin doğrusunu bilen varsa yazabilirmi?? Doğrusu neyse onu yazayım diye google dedeye sordum.(Süheyla abla’nın tabiri ile) Menemen yazdım.-Bunu mu demek istediniz:Melemen -dedi.Eee bende Melemen yazdım.Bu seferde -Bunu mu demek istediniz:Menemen – dedi ya.Dalga geçti benimle google dede.Aşkolsun google dedem ya.Ben ki senden başka bilirkişi tanımam.Alıcağın olsun.Bende TDK ya sorarım dedim…Sağolsun o da menemen yazınca bir ilçe dedi.Vikipedi ye sordum.Veeeee beklenen sonuç.Menemen: yumurta soğan domatesin tavada karıştırılmasıyla elde edilen yemek.Ooooh be!Evet bu yemeğin adı menemen.Ben bugüne kadar yıllarca hep melemen dedim.Menemenin adını tam öğrenmekten ve en güzel menemen yapan insan olmaktan gurur mutluluk duyuyorum.İnanın ki Özlemin eşi her çatalında ayrı lezzet aldı ve defaatle güzelliğini belirtti.Yani gerçekten güzeldi.Bir erkekten tam not aldı.Benim eşimde nezaketen,”hıı evet çok güzel olmuş”dedi.İşte benim kadar güzel yemek yapan karısı var.Kıymet bilmiyor.Nimetin içinde doğan çok kıymet bilmezmiş ya.
  • Neyse sevgili eşimin de dedikodusunu yaptıktan sonra aşırı iltifatlar eşliğinde yenen bu yemeğimin ( bakın yemek dedim aşağısı hakaret olurdu ) tarifine geçeyim.Sizde en yakın zamanda yapın afiyetle yiyin.Sevgiler.
  • MALZEMELER:( 4 KİŞİLİK)
  • Yarım kangal sucuk ( isteğe bağlı acılı )
  • İki sivri biber,
  • 6 adet domates,
  • Yarım su bardağı rende kaşar,
  • 5 yumurta.(yumurtasını bol sevenler artırabilir)
  • Bir kaşık tereyağ.
  • Tuz ,kekik
  • YAPILIŞI:
  • Sırasıyla dörde böldüğümüz sucuğu, ve ince kıyılmış biberi tereyağında kavuralım.Kabuklarını soyup küp küp doğradığımız domatesi ekleyelim.Kapağını kapatıp pişmeye bırakalım.domatesler pişip suyunu tam çekmeden tuzunu ve kekiğini ekleyelim.Bir kaseye kırıp çatalla çırptığımız yumurtları ekleyip kapağı tekrar kapatalım.Yumurtalar pişmeye döndüğünde kaşarı üzerine serpiştirip,ocağı kapatalım.Kaşarı eridikten sonra servis yapıp afiyetle ekmek bana bana yiyelim.Immmhh valla gecenin bu saatinde anlatırken bile canım istedi tam olsada yesek oldu.
  • Şaka maka eminim herkes iyi yapıyordur bu yemeği.Sonuçta yıllardır yaz mevsiminin vazgeçilmez kahvaltılığı olmuştur diimi.Kim bilmezki :):):)
Toplam 38 sayfa, 34. sayfa gösteriliyor.« İlk...1020...3233343536...Son »